16. Yüzyıl Osmanlı Düşüncesi ve Taşköprülüzâde

XVI. yy. Osmanlı düşüncesi aklî ilimler söz konusu olduğunda iki önemli damara sahiptir. Biri matematik bilimler, diğeri nazarî ilimlerle ilgili bu  damarların ilki Takiyuddîn Râsıd, ikincisi ise Taşköprülüzâde tarafından temsil edilir.

İlkiyle ilgili olarak özellikle kinematik-geometrik modellerin doğayı tasvir edip edemeyeceği hususunda Kutbuddin Şirâzî’den başlayan Ali Kuşçu ile devam eden çalışmalar, İbn Nakîb ve Takiyüddin Rasıd’ta ele alınmıştır. Bu konuda İbn Nakîb’in yaptığı çalışmalar henüz yine yazma halinde kütüphanelerimizde durmaktadır. Burada temel soru şudur: Matematik, doğayı ne kadar temsil edebilir? Bu tartışmaların iz düşümü olarak Avrupa’ya baktığımızda, orada da 1543’lerden itibaren özellikle de Kopernik’ten itibaren bu tartışmanın canlanmaya başlandığını görüyoruz. İbnü’n-Nakîb’in, İran bölgesinde de Şemseddin Hafrî’nin bu tür çalışmaları neticesinde yeni bir metafizik ve yeni bir fizik kurulması gerektiği, Aristoteles fiziğinin ve metafiziğinin üretilen yeni bilimi taşıyamadığı konusunda ileri sürülen düşünceler incelenmeye değerdir. Ayrıca matematik bilimlerle ilgili olarak XVI. yüzyılda Yunan-Helenistik ve klasik İslam astronomi literatürünün Türkçeleştirilmesi hareketi göze çarpar. Çalışmalarını Ali Kuşçu ve arkadaşları tarafından kurulan teorik ve gezegen astronomisi araştırmalarına dayandıran; Mîrim Çelebi ile Mehmed Konevî’nin talebesi ve Takiyüddin Rasıd’tan önceki baş-astronom Mustafa Muvakkıt, yazdığı eserlerle Yunan-Helenistik ve klasik İslam astronomi literatürünü Türkçeleştirmiş; böylece Osmanlılarda Türkçe bir astronomi dili ile eser verme geleneğini başlatmıştır. Bunun en güzel ürünlerinden birisi aynı tarihlerde Seydî Ali Reis tarafından ilk Türkçe teorik astronomi metni, Hulasatu’l-hey’e’nin kaleme alınmış olmasıdır.

XVI. asırda nazarî ilimlerde tartışılan meselelerin en önemli özelliği, teo-ontoloji veya transendent-ontoloji dediğimiz varlık metafiziği’dir. Bu konuda İbn Kemal Paşa gibi pek çok ismin yaptığı çalışmalar dikkat çekse de, en önemli eseri kaleme alan ve konuyu enine boyuna tartışan; Sadreddin Konevî’den (ö. 1274) bu yana Konya’da inşa edilen teo-ontoloji dediğimiz Konevî, Kayserî, Fenârî çizgisini en son sınırlarına taşıyan Taşköprülüzâde’nin çalışmalarıdır. Onun özellikle el-Vucûdu’l-aynî fî vucûdi’z-zihnî adlı eseri klasik Osmanlı düşüncesinin varlık metafiziği konusunda yaptığı en önemli çalışmalardan birisidir ve maalesef henüz incelenmemiştir. Taşköprülü-zâde burada yaptığı varlık metafiziğini Miftâhu’s-sa‘âde ve misbâhu’s-siyâde adlı eserinde ilim anlayışına ve sınıflamasına uygulamış; varlık metafiziği ile dil bilimleri arasında kurduğu ilişkilerle ciddi bir dil felsefesi yapmıştır. Diğer yandan el-Me‘âlim fi ilmi’l-kelâm isimli kitabında da belki de tarihte ilk ve tek nazarî kelam ile nazarî irfanı mezcetmeye ve ortak bir dilde birleştirmeye çalışmıştır.

Taşköprülüzâde’nin düşünce dünyasını farklı boyutlarıyla ele alıp değerlendirmeyi amaçlayan bu Sempozyum, bir yandan 16. yy. Osmanlı düşüncesini yeniden ele alma imkânı doğururken diğer yandan Gazâlî sonrası İslam düşünce geleneğini kendi sürekliliği dahilinde değerlendirmeye fırsat tanıyacaktır.